farklı soluc”anlar”

İnsanın gözüyle gördüğünü algılama süresi vardır, yani bir şeyi gördükten sonra beyninde bir şeklin oluşması için geçen süre… Aynı durum tüm algılarımız için geçerlidir…Aynaya baktığında algıladığın görüntü kısa geçmişindeki sensindir…İnsan yalnızca geçmişi görür, geçmişi duyar, geçmişin tadını alır, anladığı herşey geçmişe aittir, şimdiki zamanı asla yaşayamaz çünkü anlayamaz,”sadece şimdi ki zamanda oluyormuş gibi kabul edilir”
Dokunuşlar belki olduğu anda anlaşılır gibi gelir insana ama bir dokunuşa bakarsan algıladığın şey aslında geçmişte olan bir dokunuşun şimdiye eşlenmiş görüntüsüdür.
Aslında beyin sürekli şimdiyi yaklamaya çalışır. Ve algıladığın anı şimdiki zaman diye kabul eder… Örnekle işaret edeyim size, atletizm yarışmalarında görsel değil, sesle uyarı verilir çünkü insanın duyduğunu anlaması gördüğünü anlamasından daha hızlı olur. Fakat bu geçen bir saniyenin altındaki sürede, aslında belli bir süredir sonuç olarak bir hacmi vardır zamanda ve okyanusun damlalardan oluşması gibi yıllarda saniyelerden oluşur… Yani bu mili saniyelik algılama geçişmeleri bizim aslında sürekli geçmişi algıladığımızı gösterir, şimdiki zamanı yakalamaya çalışırız öyleymiş gibi kabul eder kendimizi kandırırız…
Tüm zaman teoristlerini, çürüten şey beynimizin ta kendisidir, solucan deliği kuran, zamanda atlama yapan tek şey bizim beynimizdir ve bunu inanılmaz bir işleyişe sahip mekaniği ile her gün fark etmeden tekrarlar…

Algıladığımız kadar yaşıyorsak ve algılarımız geçmişte yaşıyorsa, kabul ettiklerimiz bizi kandırıyorsa, çare şudur düşündüklerimizin önünde gidip genel düşünülen şeylerin önünde gidip onların bizi takip etmesini sağlamak, bizi bu dünyaya bağlayan şeyleri bırakın, uçan balonların ipini bırakmak gibi, geminin halatlarını boş vermesi gibi, aydınlanma sürecini kendinizden başlatın, dünyanın nasıl cennet haline geldiğini göreceksiniz…Algılamak fark etmek anlamak demektir, fark etmek otoparkta boş yer bulmaya benzer, eğer ki boş yer göremezseniz içerde boş boş gezer durursunuz…

Her “an” tektir, tekrarı olmayan… İlktir ve sondur bir kere olabilir, yaşayacağımız ve tükettiğimiz “hayat” gibi… Eşitlik ortada o zaman hayat bir andır. Ömür = tek bir an …

Sondan sonra, yine ilk gelir, sonun geleceği kesindir, kesinliği varlık sürecinin sürekli döngüsüne dayanır. Kesin olmayan, sona hangi yoldan varacağımızdır, mucize ise bu yolda bir ilkin gerçekleşmesidir…

Sondan ziyade içeriği mühimdir insan hayatının, son kesindir, onu bekler insan varacağını bilir. Amaç bir şeyin sonundur vardığı yerdir , ölüm insan hayatının amacıdır…Yok oluş var oluşun amacıdır… Ama bir ilki daha olamaz hayatının, bir kez daha gelemez dünyaya, bu tek bir seferden fazla sonu olmayacağı anlamına da gelir… İlkle son arasında kalır bu hayat… Ancak anı yaşarsan ki, bu geçmişin pişmanlıklarını ve geleceğin kaygılarını yok edip hedefine bakmak demektir, bir hayatı doldurmuş olursun başından sonuna…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: