Yüksek Plan görülmeyen dünya düzeni

Tanrı kızdı insanları dünyadan aldı ve geri gönderdi 0’dan. Herkes eşitti. Ama sonra;

Bazıları Çok zengin oldular; o kadar rahatlardı ki bir şeyi düşünmek için beyinlerini kullanmıyorlardı. Ölmekten korkmuyorlardı, güvendeydiler. Sistem işliyordu. EN büyük problemleri terk edildikleri sevgilileri, eskiyen spor otomobilleri ve sevmedikleri arkadaşları oldu. O kadar zengin oldular ki; sadece paranın her şeyi ulaşılabilir kıldığı sistemde sadece kazanmanın hissinden beslenir oldular. Artık korkmuyorlar sevmiyorlardı. Çünkü kuşaklardır bu hisler yaşanmıyordu. Çok tatlıydı tembellik, istediği her şeye istediği her an ulaşabilir olmanın verdiği rahatlık harkulade birşeydi. Tekamülleri SABIR’dı. çünkü sabretmeye gerek olmamıştı hiç. Kendilerini şanslı sayıp tanrıyı ve yüksek planı unutup benliklerini kaybettiler, uyuşturdular beyinlerini. KÖRDÜLER-öğrenmeye ihtiyaç duymuyorlardı çünkü bilgiye ihtiyaç duymuyorlardı, nasılsa paraları vardı. Bir gün bilgi kaynakları tamamen yanlış bilgilerle dolu bir hale geldi. Paraları değersizleşti kullanılabilir bilgi yoktu ellerinde. Nesiller boyu yaşam sıkıntısı olmadan, tehdit altında yaşamadan, sadece boş boş sohbetler ediyorlardı bazende kendilerini rahatlatmak için sosyal sorumluluk projeleri düzenliyorlardı. Soruları şuydu daha yok mu?

Bazıları O kadar fakirleştiler ki; hayatta kalmak için dahi olmak zorunda kaldılar, yeri geldi kaba güce karşı yeri geldi ekmek bulabilmek için fikirler üretmek yaratmak zorunda kaldılar. Varlıkları sadece bir borç haline dönüştü. Bilgi çöplüğü olan dünyada işlevsel bilgiyi kullanmayı buldular. Bu zorluklara rağmen tutkuyla seviştilerde. Bir şeyleri elde etmek için uğraşmaları, beklemeleri gerekiyordu sabretmeye alışıktılar. Sevdiklerinin kaybetmekten korkuyorlardı sadece. Çünkü köle oldukları hayatlarında en çok beslendikleri şey birlikte olmaktı sevdikleriyle. Yapmak zorunda oldukları bir çok iş vardı, kendilerine vakit ayıramıyorlardı. Umut besleyip, sevdiler, şükredip sahibi olduklarıyla mutlu olmayı buldular. Fakirlerin bir sorusu yoktu zaten ortak cevabı yaşıyorlardı…

bir gün;

Fakirlerden bir oğlan, zenginlerden bir kızı görür onu çok ister, sınırsızdır elde etmenin yollarını bilir çaresizlikte nasıl hayatta kalındığını bilir. Kız ise sadece oğlanla birlikte olmaması gerektiğini onların düşmanları olduğunu bilir. Oğlanın tüm girişimleri boşadır arada dev bir güç farkı vardır, kız onu farketmemektedir. Oğlanın en ilkel seçilimleri ortaya dökülür soyunu istediği dişiyle devam ettirmek için yapabileceklerinin en iyisini yapmalıdır.

Kendinin ifade etmeye çalışan fakirler- sırf o genetik arzu yüzünden- parasal anlamda kendilerinin çok üstünde ve hiç ihtiyaç duymadıkları  cep telefonlarını-padleri-pcleri alırlar. Hiçbir işlerine yaramayacaktır aslında ama kızlar kendilerini onlardanmış sansınlar diye bu yola başvurulur. İşe de yarar. Ve bu durum güzel kızlarla birlikte olmak isteyen tüm gettolu oğlanlarca duyulur. ve bir hastalık başlar. Marka hastalığı. Zenginler-fakirlerin bu çılgınca tutumunu anlayamamışlardır, daha çok borca girmek ve zengin görünmeye çalışmak niyedir. Bilmezler markaları sattıkları oğlanlar kendi kızlarıyla sevişiyor. Gettodaki aşık kadınlar oğlanları zengin bakımlı kızlara kaptırdıkları için kıskançlıklarından deli olurlar ve onlarda bilinçsizce bu marka çılgınlığının içine girerler.

Fark etmeden iki tarafta yüksek plana uyarak (hizmet ederek) toplumsal bir enerji değişimine girmiştir. bu etkileşim sürecinde bazı şeyler normalleştirilmiş gibi görünse de – fakirlerle zenginlerin arasındaki uçurum giderek açılmaktadır. Artık iki ayrı sınıf değil kölelik ve sahiplik söz konusudur ve bu gaddarca, insanların yaşam hakkı ellerinden alınarak yapılmaktadır.

O kendini ifade edemeyen-doğru bilgiyi kullanabilen-kendini toplumda ifade edemediği için marka ya yönelen- yönelse bile yinede istekleri sonuçsuz kalarak kendi içine kapanan- mutsuz olan gençler kendi mutsuzluklarını paylaştıkları sanal bir dünya yarattılar. bu Sosyal mecranın özgürlüklerinin anahtarı olduğunu fark edemediler. Fark etmeden bir pazarın hem müşterisi hemde sahibi olmuşlardı.

bir gün farkındalık değişti.

bir gün sabır tükendi…

bir gün eşitlik olsun dediler…

bir gün tek hayatımız var neden bu işkenceyle yaşayalım ki dendi…

bir gün 3 günlük dünyada neden onların zevkleri için çalışıyoruz ki dendi…

bir gün o anahtarı çevirdiler…

Bu gün
kendim için;
özgürlüğüm için;
eşitlik için;
dünyaya verilecek bir ders için;

aşk için;

kutsal plan için;

sadece DURACAĞIM dendi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: